YENİ!" Türkiye ve Covid-19 " adlı yazımız yayında!!! Hemen Oku
Türkiye Ekonomisi

Türkiye’nin Ekonomisi ve Üretimi

3 Dakikalık Okuma Süresi

Küreselleşme ile birlikte ulusların birbirine karşılıklı bağımlılıkları artmış, ekonomik faaliyetler ve ekonomik politikalar büyük oranda uluslararası etkileşim alanına girmiştir. Dünya ekonomik, politik ve kültürel küreselleşmeye doğru hızla ilerlemiştir. Haberleşme teknolojisindeki reformlar bu küreselleştirmeyi hızlandırsa da, asıl etkiyi ulusal gelirin ve toplum refahının hızla artması yaratmıştır.

Türkiye’nin ekonomisini ele aldığımızda insanların bu tüketim özlemini yüksek fiyat artışları, enflasyon ve istihdamda yetersizlik engellemektedir. Ekonomide yüksek enflasyon varsa, halkın büyük bir kısmı sabit gelirli maaş almaktaysa, bu gelir dağılımında adaletsizlik doğar; çünkü enflasyon gelir dağılımını bozar. Bozulan gelir dağılımı ise enflasyonu körükler. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ise bütçe açıklarını büyütür ve böylece Türkiye zengin yeraltı kaynaklarına ve verimli topraklarına rağmen hak ettiği yere ulaşamaz.

Son yıllarda sanayileşme ve sanayi politikalarının peşinden giden Türkiye’nin büyüme ve kalkınma süreçleri adı altında brüt dış borç stoku her geçen gün katlanarak artmaktadır. (Dış borç bir ülkenin kaynaklarına ek bir katkı sağlamak, döviz olarak yeni ödeme gücü elde etmek gibi amaçlarla ülke dışındaki hükümetler ya da finans kuruluşlarından karşılıklı ya da karşılıksız olarak geri ödemeli kaynak almasıdır.)

Dışa dönük sanayileşme politikaları Türkiye’nin de hedefinde olarak küreselleşme yoluna gidilmiş. 1980 den sonra daha açık bir ekonomi politikası izlenerek İMF destekli bir istikrar uygulaması amaçlamıştır. Her ne kadar büyüme stratejisi umulsa da işler beklenilenin aksine hareket ederek dalgalı ve yavaş bir büyümede kalmıştır. 1980’ den sonra teknolojinin gelişimi ve küreselleşme ile birlikte yükselen işsizlik gelir dağılımına ve yatırım yetersizliğine yol açmıştır.

Türkiye 2000 yılında IMF ve Dünya Bankalarının desteğini alarak enflasyonu düşürme yolunda adımlar atmayı amaçlamıştır. Ancak yabancı paraya yöneliş, devalüasyon, yüksek cari açık gibi yapısal sorunlar gelişmekte olan Türkiye için başlıca sorunlardan olmuştur.

2001 krizinden sonra “acil eylem planı” adı altında makroekonomik girişimler devreye girerek 2002 ve 2007 yılları arasında kesintisiz bir büyüme yaşanmış ve cari açıkta azalma görülüp enflasyonda düşüş yakalanmıştır, ancak o dönemde tarımda ve sanayide üretim düşüşleri ülkeyi yıpratarak daha kırılgan hale getirmiştir. Böylece bir takım boşlukları kapatmak suretiyle dış borçlanmada kaçınılmaz olmuştur, bunun yanında Türkiye’nin cari açığı, faiz oranları, bütçe açığı, milli paradaki değişimler gibi parametrelerde sıkıntı oluşunca yabancı ve yerli yatırımcı hususunda kayıplarda kaçınılmaz bir hal almıştır.

Bir ülkenin ekonomik anlamda boy gösterebilmesi için öncelikle üretim alanında etkin ve potansiyel bir seriye sahip olması gerekmektedir, eğer üretim sağlanır ithalat azaltılıp ihracatta değer kazanınca cari ve bütçe açığı da azalacağından uluslararası borçta azalır.

Döviz gelirleri ve giderleri arasındaki fark, cari açığı oluşturur. Eğer Türkiye kendi bölgesinde yetişebilecek ürüne daha az maliyetle sahip olmak için ithal etmek yerine bu ürüne uygun ortam hazırlayarak ihracatı yükseltebilir veya ithal edilen mallara kota ekleyerek vergilerini yüksek tutabilir. Bu sayede cari açıktaki makas daralmış olur.

Ayrıca döviz kurlarındaki artışı engelleyebilmek için yabancı yatırımcılara düşük faizli krediler sunularak piyasada ki TL dolaşımı canlandırılmak istenmiş fakat yatırımcıların bu kredilerle yabancı dövize yatırım yapması döviz akışını hızlandırarak TL’nin değer kaybına sebep olmuştur. Bilindiği gibi yatırımcılar ve halk, Euro, Dolar, Altın, Petrol, Tarım ürünleri gibi kaynaklar üzerinden yatırım yapmakta ve yatırım yapılacak olan ürünün kıssa vadeli değil uzun vadeli zaman aralığında elverişli koşullarda gerçekleştirmesi makbul görülmektedir çünkü kısa zamanda piyasa dalgalı, ani, değişken ve hareketli; uzun vadede ise daha durgun ve sabittir. Öngörüler kestirilebilir ve potansiyel yatırımcı için güven ortamı oluşturulabilir. Uzun vade için planlar, projeler ve problem-çözüm odaklı  girişimler üretilerek piyasada daha fazla söz ve güç sahibi olunabilir.

İlgili Gönderiler
Türkiye Ekonomisi

2021-2023 TÜRKİYE'NİN ORTA VADELİ MALİ PLANI NEDİR?

2 Dakikalık Okuma Süresi
Orta vadeli mali plan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın hazırladığı ve 3 yılı kapsayan (2021-2023 arası) ekonomik değişim ve kalkınma programıdır. Bu plana…
Türkiye Ekonomisi

Türkiye ve Covid-19

2 Dakikalık Okuma Süresi
Dünyanın neredeyse bütün ekonomilerini derinden etkileyen, hatta bugüne kadar gördüklerimiz kadarıyla değil, etkileri ile dört bir koldan daha fazla saracak olan bu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir